Perde Arkasında 24 Saat: Demet Aydın ile PR Dünyasının Ritmi

Perde Arkasında 24 Saat: Demet Aydın ile PR Dünyasının Ritmi

PR dünyasında hiçbir gün birbirine benzemez. Hız, strateji ve yaratıcılığın buluştuğu bu tempoda, İntersis Ajans Başkanı Demet Aydın ile perde arkasına geçiyor, 24 saate sığan hikâyeleri keşfediyoruz.   Bir iletişim ajansının 24 saatini tek bir gün üzerinden anlatacak olsanız, gün nasıl başlıyor ve nasıl ilerliyor? Bizim günümüz aslında alarmın çalmasıyla değil, dünyanın uyanmasıyla başlıyor. Çünkü

PR dünyasında hiçbir gün birbirine benzemez. Hız, strateji ve yaratıcılığın buluştuğu bu tempoda, İntersis Ajans Başkanı Demet Aydın ile perde arkasına geçiyor, 24 saate sığan hikâyeleri keşfediyoruz.

 

  • Bir iletişim ajansının 24 saatini tek bir gün üzerinden anlatacak olsanız, gün nasıl başlıyor ve nasıl ilerliyor?

Bizim günümüz aslında alarmın çalmasıyla değil, dünyanın uyanmasıyla başlıyor. Çünkü iletişim, mesai saatleriyle sınırlı bir alan değil; hayatın kendisiyle birlikte akıyor.

 

Sabah gündemin nabzını tutarak başlıyoruz. Haberler, markalarımızın gündemi, toplumdaki değişimler ve yeni fırsatlar… Hepsi masamızda. Ardından strateji, toplantılar, içerikler, medya ilişkileri, etkinlikler ve bazen hiç beklemediğimiz bir gelişme devreye giriyor ama iletişimin asıl hikâyesi, görünen işlerin arkasında yazılıyor. Bir cümlenin doğru kurulması, bir fikrin doğru zamanda ortaya çıkması ve bir markanın kendini en sahici biçimde anlatabilmesi için harcanan emek, günün büyük bölümünü oluşturuyor.

 

Bizim için 24 saatlik maratonun amacı herkesten önce konuşmak değil; doğru zamanda, doğru şeyi, doğru duyguyla söyleyebilmek.

 

  • İletişimcinin alarmı kaçta çalar, ilk baktığı şey telefon mu, haberler mi? Ajansınızda güne başladığınızda ilk kontrol ettiğiniz şeyler neler oluyor?

İletişimcinin alarmı bazen telefondan önce çalar. Çünkü bu mesleği yapan insan, gündemin her an değişebileceğini hissederek uyanır.

 

Benim güne başlarken baktığım ilk şey yalnızca haber akışı değil; dünyanın ruhu. Ülkenin gündemi ne söylüyor, insanlar neyi konuşuyor, hangi konu görünür hale geliyor, hangi mesele henüz konuşulmayı bekliyor?
Sonra markalarımızın gündemine bakıyoruz. Çünkü iyi iletişim, yalnızca dışarıdaki dünyayı izlemekle değil, içerideki gerçekliği de bilmekle mümkün.

 

Telefon bizim için bir araç. Asıl önemli olan, o telefondan gelen bilgiyi nasıl yorumladığımız. Haberleri herkes okuyabilir; önemli olan, o haberin içindeki iletişim ihtiyacını görebilmektir.

 

  • Gününüzün ne kadarı planlı, ne kadarı son dakika gelişmelerinden oluşuyor?

 

Plan bizim pusulamız; son dakika ise bu mesleğin rüzgarı…Bir ajansın analitik bir sistem olmadan ilerlemesi mümkün değil. Kampanyalarımızı, içeriklerimizi, medya çalışmalarımızı ve etkinliklerimizi büyük bir titizlikle planlıyoruz. Fakat hayatın kendisi hiçbir zaman ajandaya bütünüyle sığmıyor.

 

Bir haber, toplumsal bir gelişme, beklenmedik bir fırsat ya da markanın önüne çıkan yeni bir ihtiyaç bütün planı değiştirebiliyor. Ben plansızlığı yaratıcılık olarak görmüyorum. İyi plan yapmak, değişen koşullara özgürce yanıt verebilmenin ön koşuludur. Ancak sistem demek, katı bir hiyerarşi demek değil. Ekibimizle eşit bir çizgide çalışıyoruz. Herkesin sorumluluğu ve uzmanlığı farklı olabilir ama kimsenin diğerinden daha değerli ya da daha değersiz olduğunu düşünmüyoruz.

 

Gerçek liderlik, ekipte kimin hangi alanda daha güçlü olduğunu bilerek hareket etmektir. Herkesi aynı yerde çalıştırmaya çalışmak yerine, doğru kişiyi doğru noktada konumlandırmak gerekir. Bu bir avantaj ya da dezavantaj meselesi değil; herkes zincirin en güçlü halkasıdır.

 

  • Kamuoyuna yansımadan önce iletişim ekibinin perde arkasında hangi süreçler yaşanıyor?

 

Kamuoyuna çıkan bir haberin, röportajın ya da etkinliğin arkasında çoğu zaman görünmeyen uzun bir hazırlık vardır.

 

Önce markayı dinleriz. Onun ne söylediğinden çok, aslında ne anlatmak istediğini anlamaya çalışırız. Ardından hedef kitleyi, gündemi, medyanın beklentilerini ve hikâyenin toplumsal karşılığını değerlendiririz.

 

Bazen bir basın bülteni defalarca yeniden yazılır. Bazen tek bir kelime üzerinde uzun uzun düşünürüz. Bir etkinliğin akışı, konuşmacıları, davetlileri, görsel dili ve olası kriz senaryoları üzerinde çalışırız.

 

Bu süreçte herkesin katkısı önemlidir. Hiyerarşik bir yapı içinde bir kişinin kararını beklemek yerine, ekipteki herkesin fikrini duyabileceği ve sorumluluk alabileceği bir çalışma düzeni kurmaya çalışıyoruz.

 

İletişim yalnızca bir bilgiyi yaymak değildir. O bilginin doğru bağlama oturmasını, bir anlam taşımasını ve insanlarda karşılık bulmasını sağlamaktır. İyi iletişim, görünür olmadan önce çok iyi dinlenmiş, düşünülmüş ve tasarlanmış olmalıdır.

 

  • Ajanslarda mesai gerçekten ne zaman başlar, ne zaman biter?

 

Bu sorunun tek bir saatle yanıtlanması zor. Çünkü bizim mesleğimizde mesai çoğu zaman ofisten çıkınca bitmiyor. Bir fikir akşam yürüyüşünde gelebiliyor, bir haber gece yarısı gündemi değiştirebiliyor.

 

Ancak burada önemli bir ayrım var: İletişimin 24 saat yaşaması, insanların 24 saat baskı altında çalışması gerektiği anlamına gelmez.

 

Çalışma saatleri bu kadar belirsiz bir işte kimseyi sürekli kontrol ederek ya da baskılayarak verim alınabileceğine inanmıyorum. Benim yaklaşımım koşulsuz güvene dayanıyor; fakat bu güvenin karşılığında sonuç odaklı olmayı bekliyorum. Kimin saat kaçta çalıştığından çok, sorumluluğunu nasıl yerine getirdiği, ekibe nasıl katkı sunduğu ve ortaya nasıl bir sonuç koyduğu önemli. İyi bir ekip, birbirine güvenen, sorumluluklarını bilen ve gerektiğinde birbirinin yükünü paylaşan ekiptir. Dinlenmenin de yaratıcılığın bir parçası olduğunu kabul etmek gerekir.

 

İletişimin saati 24 saat olabilir; ama insanın kendine ayırdığı zaman da en az o kadar değerlidir.

 

 

  • Ajans çalışanlarının aynı anda birden fazla markayı ve gündemi yönetebilmesi için nasıl bir çalışma sistemi uygulanıyor?

 

Çoklu marka yönetiminde en önemli şey, her markaya aynı reçeteyi uygulamamaktır.

 

İntersis’te her markanın kendi karakteri, dili, hedef kitlesi ve hikâyesi olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle önce markayı tanıyor, öncelikleri belirliyor, ardından iş akışını ve sorumlulukları netleştiriyoruz.

 

Bunu yaparken katı bir hiyerarşi kurmuyoruz. Analitik bir sistemimiz var; işleri, öncelikleri ve sorumlulukları takip ediyoruz. Ancak ekip içinde herkesin aynı çizgide olduğunu biliyoruz. Bir kişinin yöneticilik pozisyonunda olması, diğerinin katkısını daha az değerli kılmıyor.

 

Gerçek liderlik, herkesin aynı işi yapmasını beklemek değil; kimin hangi alanda daha güçlü olduğunu görerek doğru yerde sorumluluk vermektir. Kimi yaratıcı fikir üretirken, kimi ilişki yönetiminde, kimi kriz anında, kimi de operasyonel süreçlerde öne çıkabilir. Bu farklılıkları bir dezavantaj olarak değil, ekibin gücü olarak görüyoruz.

 

Bir ekip arkadaşımızın aynı gün içinde farklı sektörlerden markalarla çalışması, çok değerli bir yaratıcılık alanı açıyor. Gastronomiden modaya, yelken sporundan,finanstan kültür-sanata uzanan farklı dünyalar birbirini besleyebiliyor. Biz markaları birbirine benzetmiyoruz; farklılıklarından güç alan, ekipteki her kişiyi doğru yerde değerlendirerek ilerleyen bir çalışma kültürü kuruyoruz.

 

  • Bu tempolu çalışma biçimi çalışanların özel hayatını nasıl etkiliyor? İş-yaşam dengesini korumak mümkün mü?

 

Mümkün. Fakat bunun kendiliğinden gerçekleşmesini bekleyemeyiz; iş-yaşam dengesini bir kurum kültürü olarak tasarlamamız gerekir. İletişim sektöründe heyecan çok yüksek. Bir projenin gerçekleşmesi, bir markanın ses getirmesi ya da bir etkinliğin başarıya ulaşması insana büyük bir tatmin veriyor. Ancak işini sevmek, hayatının tamamını işe teslim etmek anlamına gelmemeli. Ben ekip arkadaşlarımın yalnızca iyi iletişimciler değil; kendi hayatları, ilgi alanları, aileleri ve hayalleri olan insanlar olarak gelişmelerini önemsiyorum. Bu nedenle çalışma saatleri konusunda baskıcı bir anlayışımız yok. Elbette sorumluluklarımızı yerine getirmemiz ve sonuç üretmemiz gerekiyor. Ancak bunu sürekli denetimle değil, güvenle ve açık iletişimle sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü farklı hayatlara dokunan insanlar, daha zengin hikayeler anlatabilir. İş ve hayat arasında kusursuz bir denge değil, sürdürülebilir bir uyum arıyoruz. Bazen iş öne çıkar, bazen hayat. Önemli olan, ikisinden birini sürekli feda etmek zorunda kalmamaktır. Tüm bu ruhlarla hayata geçirdiğimiz festivalimiz Art on the boat bu ilhamla “Düğüm yok bağ var” dedi.

 

Hayat ve iş felsefemizin temeli bu. Mutluluk en çok zaman geçirdiğimiz yerden başlasın.. Ajans bir çatı ve orda hepimiz duygularada iş kadar ortağız

 

  • En sık gelen “acil” talep nedir? “Acil” kelimesini duyduğunuzda aklınızdan ilk ne geçiyor?

 

“Acil” kelimesini duyduğumda ilk düşündüğüm şey, Türkiye..“Gerçekten acil mi, yoksa henüz planlanmamış bir iş mi?” Sahiden diye düşünmekle beraber ülkemizin gündemini düşününce sıkça yaşanan bir durum bu
İletişim dünyasında aciliyet çok sık karşımıza çıkıyor. Bir haberin hızla hazırlanması, bir röportajın aynı gün organize edilmesi, bir kriz karşısında açıklama yapılması ya da markanın gündemdeki bir fırsata zamanında yanıt vermesi gerekebiliyor. Bu durumlarda hızlı hareket etmek elbette önemli. Ama hız, düşünmeden karar vermek demek değil. Özellikle kriz anlarında birkaç dakikalık bir değerlendirme, günlerce sürebilecek bir iletişim sorununu önleyebilir. Ben “acil” taleplere kızmıyorum; onları doğru yönetmeye çalışıyorum. Ekibin içinde de bu tür durumlarda kimin hangi sorumluluğu daha iyi üstlenebileceğini bilmek önemli. Herkes her işi aynı şekilde yapmak zorunda değil. Doğru kişiyi doğru noktaya yerleştirdiğinizde acil durumlar daha sağlıklı yönetiliyor. Hızlı olmak bir yetenek; doğru anda yavaşlayabilmek ise deneyimdir.

 

* İnsanların dışarıdan görmediği ama iletişimcilerin gününün büyük bölümünü alan iş nedir?

 

Bence en büyük görünmeyen iş düşünmektir. Dışarıdan bakıldığında iletişim; etkinlikler, röportajlar, haberler, lansmanlar ve sosyal medya içerikleriyle görünür. Oysa bunların arkasında çok ciddi bir araştırma, yazma, düzeltme, takip, ikna etme ve ilişki yönetimi süreci var.

 

Bir haberin yayımlanması için onlarca telefon görüşmesi yapılabilir. Bir metnin doğru tona ulaşması için defalarca üzerinden geçilebilir. Bir fikrin markaya ve kamuoyuna gerçekten değer katıp katmayacağı uzun uzun tartışılabilir. Üstelik iletişimci çoğu zaman farklı insanların beklentileri arasında bir köprü kurar: Marka, medya, tüketici, sanatçı, yönetici ve ekip… Bu süreçte herkesin güçlü olduğu alan farklıdır. Kimi ayrıntıları görür, kimi büyük resmi kurar, kimi insan ilişkilerini yönetir, kimi de en zor anda çözüm üretir. Benim için ekip yönetimi, bu farklılıkları bastırmak değil, doğru biçimde bir araya getirmektir. Bizim işimiz, çoğu zaman görünmeyen ayrıntıları yöneterek görünür bir anlam yaratmak.

 

  • Kriz anlarında müşterinin beklentisi ile medyanın beklentisi çatıştığında iletişim stratejisini nasıl belirliyorsunuz?

 

Kriz anlarında ilk refleksimiz konuşmak değil, dinlemek ve gerçeği anlamaktır.

 

Müşterinin beklentisi markanın itibarını korumaktır. Medyanın beklentisi ise kamuoyunu ilgilendiren sorulara açık, doğru ve anlamlı yanıtlar bulmaktır. Bu iki beklentinin karşı karşıya gelmesi mümkündür.

 

Bizim görevimiz markanın haklı görünmesini sağlamak değil; gerçeğe dayanan, sorumluluk sahibi ve güven inşa eden bir iletişim zemini kurmaktır. Önce ne olduğunu anlamaya çalışırız. Ardından hangi bilgilerin doğrulanabildiğini, hangi soruların yanıtlanması gerektiğini ve markanın nasıl bir tutum alması gerektiğini değerlendiririz.

 

Kriz anlarında da hiyerarşiden çok doğru görev dağılımına inanıyoruz. Kimin bilgi toplama, kimin medya ilişkileri, kimin metin hazırlama, kimin karar süreçlerini koordine etme konusunda daha güçlü olduğunu bilmek büyük fark yaratıyor.

 

Krizde en tehlikeli şey boşluğu aceleyle doldurmaktır. Çünkü yanlış bir cümle, hiç söylenmemiş bir cümleden daha fazla zarar verebilir. İtibar, kriz anında üretilen bir metinle değil; krizden önce kurulmuş güvenle korunur.

 

  • “Sabah başlayan ve gece yarısına kadar devam eden bir iletişim gününü tek bir cümleyle anlatmanız gerekse, bu cümle ne olurdu?”

 

“Güne başlarken bir markanın hikâyesini ararız; geceyi bitirirken o hikâyenin insanlarda nasıl bir karşılık bulduğunu düşünürüz.”

 

Çünkü iletişim bizim için yalnızca haber yaratmak değil, bağ kurmak. Bir markayı insanlara anlatırken, aslında insanlar ve kurumlar arasında anlamlı bir ilişki kurmaya çalışıyoruz.

 

Bu yolun arkasında analitik bir sistem, açık bir sorumluluk anlayışı ve birbirine güvenen bir ekip var. Hiyerarşiden çok iş birliğine, baskıdan çok güvene, unvanlardan çok katkıya inanıyoruz.

 

Bazen bu yol çok yorucu, bazen beklenmedik, bazen de son derece heyecan verici. Ama her gün bize aynı şeyi hatırlatıyor: İletişim, sözcüklerden önce bir niyet; görünürlükten önce bir sorumluluk; liderlikten önce ise doğru insanı doğru yerde değerlendirme sanatıdır.

Kaynak Bilgisi:

Bu içerik, Marka Devleri editörleri tarafından hazırlanmıştır. Yazının tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden kopyalanması yasaktır.

Yazı Bağlantısı: https://markadevleri.com/perde-arkasinda-24-saat-demet-aydin-ile-pr-dunyasinin-ritmi/

Buse SELAMET
ADMINISTRATOR
Profil

Posts Carousel

Yorum Bırak

E-posta adresin yayınlanmayacak. "*" ile gösterilen kısımlar zorunludur.

Captcha yüklenemedi.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Kaynak Bilgisi:

Bu içerik, Marka Devleri editörleri tarafından hazırlanmıştır. Yazının tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden kopyalanması yasaktır.

Yazı Bağlantısı: https://markadevleri.com/perde-arkasinda-24-saat-demet-aydin-ile-pr-dunyasinin-ritmi/