*Ahmet Bey kısaca sizi tanıyabilir miyiz? 1984 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Boston Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden 2006 yılında mezun oldum. Tesan’ın ikinci kuşak temsilcisi olarak 2008 yılından itibaren şirketimizde farklı departmanlarda çeşitli görevler aldım. Bu yıl itibariyle de şirketimizin genel müdürü ve yönetim kurulu üyesi olarak görevime devam ediyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım. *Genel
*Ahmet Bey kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
1984 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Boston Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden 2006 yılında mezun oldum. Tesan’ın ikinci kuşak temsilcisi olarak 2008 yılından itibaren şirketimizde farklı departmanlarda çeşitli görevler aldım. Bu yıl itibariyle de şirketimizin genel müdürü ve yönetim kurulu üyesi olarak görevime devam ediyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım.
*Genel Müdürü olduğunuz ttec’i nasıl bir vizyonla yönetiyorsunuz ve bu vizyonun arkasındaki kişisel bakış açınızı nasıl tanımlarsınız?
ttec’i yönetirken en temel vizyonumuz, en sevilen mobil teknoloji markası olmak. Bu vizyon doğrultusunda teknolojiyi yalnızca teknik özellikleriyle değil, kullanıcıların hayatındaki yeri ve yarattığı deneyimle ele alıyoruz. Marka misyonumuz ise teknolojiyi herkes için güvenilir, erişilebilir ve anlamlı hale getirmek. Bu yaklaşım, tüm karar alma süreçlerimizin temelini oluşturuyor. Kişisel bakış açım ise oldukça net: En iyi ürün, kullanıcının varlığını fark etmeden hayatına entegre olan ama onsuz da yapamadığı üründür. Bu nedenle ürün geliştirmeden satış sonrası hizmetlere kadar tüm süreçlerde sadeliği, erişilebilirliği ve kullanıcı deneyimini merkeze alıyoruz.

ttec, tasarım ve fonksiyonelliği bir araya getiren, ulaşılabilir teknoloji anlayışıyla Türkiye’den dünyaya açılan bir marka. Bu yolculuğun başlangıcındaki vizyonu ve bugün geldiği noktayı sizin gözünüzden nasıl anlatırsınız?
ttec’in yolculuğu, kullanıcıların günlük ihtiyaçlarına pratik ve güvenilir çözümler sunma hedefiyle başladı. İlk günden bu yana odağımız; teknoloji, kalite, fonksiyon ve estetiği bir arada sunan ürünler geliştirmek oldu. Bugün 30’dan fazla ülkede faaliyet gösteren bir marka olarak, sadece büyüyen değil aynı zamanda dönüşen bir yapıdayız. Bu dönüşümün temelinde ise yenilikçilik ve kullanıcı deneyimini merkeze alan yaklaşımımız yer alıyor. Artık yalnızca ürün sunan değil, hayatı kolaylaştıran çözümler geliştiren bir marka konumundayız.
*Türkiye’den doğan bir marka olarak global pazarda nasıl bir kimlik inşa ediyorsunuz?
Global pazarda ilerlerken kimliğimizi pazardan pazara değiştiren bir yaklaşım benimsemiyoruz. Tam tersine, tek ve tutarlı bir değer önerisiyle hareket ediyoruz. ttec’i; erişilebilir fiyat, yüksek kalite ve güvenilir deneyim ekseninde konumlandırarak, hangi coğrafyada olursak olalım kullanıcıya aynı standardı ve güveni sunmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımın temelinde, global marka olmayı yalnızca farklı ülkelerde varlık göstermek olarak görmememiz yatıyor. Bizim için asıl mesele, her pazarda güvenilir bir iş ortağı olarak konumlanmak ve kullanıcıyla güçlü, sürdürülebilir bir bağ kurmak. Bu sayede ttec, bulunduğu her yerde tanıdık, güven veren ve tercih edilen bir marka kimliği inşa ediyor.
*Tesan İletişim çatısı altında ttec’in doğuşu nasıl bir ihtiyaçtan ve vizyondan ortaya çıktı?
ttec, mobil cihazların hayatın merkezine yerleşmeye başladığı bir dönemde, aksesuar pazarındaki önemli bir boşluğu doldurmak üzere doğdu. Pazarda güvenilir ve erişilebilir bir alternatif yaratma ihtiyacını gördük. Bu yaklaşım, bugün de marka misyonumuzun temelini oluşturuyor: teknolojiyi herkes için güvenilir, erişilebilir ve anlamlı hale getirmek. Uzun vadeli vizyonumuz ise bu anlayışı global ölçekte yayarak, en sevilen mobil teknoloji markalarından biri olmak.
*Günümüz tüketicisinin hızla değişen beklentileri karşısında, bir teknoloji markası olarak nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Günümüz tüketicisi artık tek bir kriterle karar vermiyor. Fiyat, performans, tasarım, kullanım kolaylığı ve marka güveni birlikte değerlendiriliyor. Bu nedenle biz de ürünlerimizi yalnızca teknik özelliklerle değil; tasarım, ergonomi ve kullanım deneyimiyle birlikte ele alıyoruz. Teknolojinin güçlü olması kadar, kullanıcının elinde nasıl hissettirdiği ve günlük hayatına nasıl uyum sağladığı da belirleyici hale geldi. Bu yüzden tasarım, ergonomi ve kullanım deneyimini ürün geliştirme süreçlerimizin merkezine konumlandırıyoruz. Çünkü bugün aksesuarlar yalnızca bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir stil ve ifade biçimi. Biz de bu farkındalıkla hareket ederek, fonksiyonellik ile estetiği dengeli bir şekilde bir araya getirmeye odaklanıyoruz.

*Türkiye teknoloji aksesuarları pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye mobil aksesuar pazarı hem büyüklük hem de dinamizm açısından oldukça güçlü bir yapıya sahip. Pazarın 3–4 milyar dolar bandında olduğu ve önümüzdeki yıllarda büyümesini sürdüreceği öngörülüyor. Özellikle şarj çözümleri, giyilebilir teknolojiler ve ses ürünleri, hem ciro hem de inovasyon açısından pazarın lokomotif segmentleri arasında yer alıyor.
Bununla birlikte, pazarı asıl heyecan verici kılan unsur hâlâ önemli bir dönüşüm potansiyeline sahip olması. Değişen tüketici beklentileri ve teknolojik gelişmeler, sektörü sürekli yeniden şekillendiriyor. Biz de ttec olarak bu dinamizmi yakından takip ediyor, yenilikçi yaklaşımımızla bu dönüşümün aktif bir parçası ve öncüsü olmayı hedefliyoruz.
*E-ticaret ve online satış kanalları ttec’in büyüme stratejisinde nasıl bir rol oynuyor?
E-ticaret, bizim için sadece bir satış kanalı değil; aynı zamanda tüketiciyle doğrudan temas kurduğumuz en önemli alanlardan biri. Bu nedenle operatörler, teknoloji marketleri ve e-ticaret platformlarını kapsayan çok kanallı bir yapı ile ilerliyoruz. Bu yapı hem erişilebilirliğimizi artırıyor hem de farklı temas noktalarında marka güvenini pekiştirmemizi sağlıyor. Öte yandan online kanallar, markalara önemli bir sorumluluk da yüklüyor. Ürünü doğru ve anlaşılır şekilde anlatmak, deneyimi sadeleştirmek ve dijital ortamda da güven duygusunu inşa etmek kritik hale geliyor. Biz de bu bilinçle hareket ederek, e-ticareti yalnızca bir büyüme alanı olarak değil, aynı zamanda kullanıcıyla güçlü ve sürdürülebilir bir bağ kurduğumuz stratejik bir kanal olarak konumlandırıyoruz.
*Fiyat erişilebilirliği ile kalite algısı arasında ince bir çizgi var. Bu dengeyi korumanın sırrı nedir?
Bu dengeyi kurmanın temelinde, kısa vadeli fiyat rekabetinden ziyade uzun vadeli marka güvenine odaklanmak yatıyor. Çünkü mobil aksesuar pazarında en büyük sorunlardan biri, kalite ve güvenlik standartlarından ödün veren ürünlerin yaygınlığı. Biz ise bu noktada hiçbir zaman taviz vermiyoruz; sertifikasyon, ürün güvenliği ve kalite standartları bizim için vazgeçilmez kriterler. Dolayısıyla bizim için asıl değer, yalnızca erişilebilir fiyat sunmak değil, aynı zamanda kullanıcıya güven veren, sürdürülebilir bir deneyim sunmak. Amacımız, tüketicinin sadece fiyat avantajı için değil, “Bu markaya güvenebilirim” diyerek tercih ettiği bir marka olmak.
*Ürünlerinizde sadelik ve işlevselliği bir arada sunarken kullanıcı deneyimini nasıl tanımlıyorsunuz?
Kullanıcı deneyimini yalnızca ürünle sınırlı bir kavram olarak görmüyoruz. Bizim için bu deneyim; ürünün tasarımından kullanım kolaylığına, dayanıklılığından satış sonrası hizmetlere kadar uzanan bütünsel bir süreç. Dolayısıyla hedefimiz, kullanıcıların sadece ürünümüzden değil, markayla kurdukları tüm etkileşimden memnun kalmaları. Amacımız her temas noktasında kullanıcıya “Doğru kararı vermişim” hissini yaşatabilmek. Sadelik ve işlevsellik de tam olarak bu noktada devreye giriyor; teknolojiyi karmaşık olmaktan çıkarıp, hayatın doğal ve akıcı bir parçası haline getirerek.

*Globalleşme hedefleri doğrultusunda, ttec’i önümüzdeki dönemde hangi yeni pazarlarda görmeyi beklemeliyiz?
Önümüzdeki dönemde global büyüme stratejimizi daha da hızlandırmayı planlıyoruz. Bu doğrultuda özellikle Avrupa ve Orta Doğu pazarları öncelikli bölgelerimiz arasında yer alıyor. Bu coğrafyalarda daha güçlü bir varlık göstererek markamızı daha geniş kitlelerle buluşturmayı hedefliyoruz. Orta vadede ise en önemli hedeflerimizden biri, yurt dışı ciromuzun Türkiye ciromuzun üzerine çıkması. Bu, ttec’in yalnızca Türkiye’den çıkan bir marka olmanın ötesine geçerek, dünyanın farklı pazarlarında da güvenle tercih edilen güçlü bir global marka haline geldiğinin en somut göstergesi olacak.
*Global markalarla rekabette yerli markaların avantajları ve dezavantajları neler?
Yerli markaların en büyük avantajı, kendi pazarını ve tüketicisini derinlemesine tanıması ve bu sayede hızlı aksiyon alabilmesidir. Bu çeviklik, değişen beklentilere hızla uyum sağlama ve doğru çözümleri kısa sürede sunma konusunda önemli bir güç sağlar. Buna karşılık en önemli dezavantaj ise global marka algısı inşa etmenin zaman, sabır ve ciddi bir yatırım gerektirmesidir. Ancak doğru strateji, sürdürülebilir kalite anlayışı ve güçlü bir dağıtım ağıyla bu farkı kapatmanın mümkün olduğuna inanıyoruz. ttec olarak biz de bu dengeyi kurarak, her geçen gün global arenada daha güçlü ve daha rekabetçi bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz.

Kaynak Bilgisi:
Bu içerik, Marka Devleri editörleri tarafından hazırlanmıştır. Yazının tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden kopyalanması yasaktır.
Yazı Bağlantısı: https://markadevleri.com/teknoloji-dagitiminda-yeni-donem-ahmet-erdogan-markadeverleri-icin-degerlendirdi/



















Yorum Bırak
E-posta adresin yayınlanmayacak. "*" ile gösterilen kısımlar zorunludur.